Arşiv | Haberler

100 milyon kutu krizi

100 milyon kutu krizi

Posted on 10 Ocak 2011 by admin

TÜRK Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Özgür Özel, ödemesi durdurulan 100 milyon kutu ilaç olduğunu belirterek, “Bunlar arasında kalp, tansiyon, şeker ilaçları ve ateş düşürücü şuruplar bulunuyor. SGK bu ilaçların kare kodunu uzatma sözü vermişti ama yapmadı. İlaçların ödenmemesi vatandaşı zor durumda bıraktı. O nedenle hazırladığımız bilgilendirme broşür ile vatandaşlara durumu anlatıyoruz” dedi.

Özgür Özel Ankara Hürriyet’e yaptığı açıklamada, SGK’nın son uygulamasını mahkemeye verdiklerini ve yürütmeyi durdurma talebinde bulunduklarını söyledi. Özel şöyle devam etti:

Üyelere acil ibareli yazı

“Üyelerimize ‘acil’ ibareli bir yazı gönderdik. Onları davadan haberdar ettik. Ne işlem yapılacağını anlattık. Bu arada ilaç depolarını acil toplantıya çağırdık. Bir iki gün içinde yürütmeyi durdurma kararı alınamazsa, ilaçların sanayicilere iade edileceğini ve karekodu olanlar varsa birebir ürün değişimi yapacağımızı belirttik.

Yılbaşı sonrası çok sayıda hasta tansiyon, kalp ilaçlarını, öksürük ve ateş düşürücü şuruplarını almak için nöbetçi eczanelere başvurdu ama şok oldular. Her fiyattan, her türden ilaç var. Vatandaş zor durumda kaldı. ‘İlacının parasını sen öde’ demek haksızlık. SGK yetkilileri televizyonlara çıkıp bir eczanede bulamayan gezsin bir başkasında bulur diyebiliyor. Bu nasıl bir mantık anlayamadık. Gece nöbetçi eczaneye gelen hastaya ‘yarın bütün eczaneleri dolaş belki bulursun’ mu diyeceğiz? Kaldı ki bırakın eczaneleri depolarda yok bu ürünlerin karekodlusu. Olsa bu kadar sorun olurmuydu, nasıl görmüyorlar anlayamıyoruz.

100 milyon kutu ilaç var

Karekod uygulamasına geçildiğinde TEB SGK’ya geçici karekoda gerek olmadığını kupür ve barkod kesmeye devam edebileceğini söylemişti. Ama SGK geçici karekod uygulamasında ısrarcı davrandı ve ilaçların son kullanma tarihlerine uzun süre olmasına rağmen, bu tarihi 31.12.2010 olarak belirledi. Şuanda ilaç eczacılık genel müdürlüğü kayıtlarına göre 100 milyon kutudan fazla bildirilmiş geçici karekodlu ilaç var. Bu ilaçların 10-15 milyon kutusu eczanelerde, bir o kadarı depolarda, geri kalanı ise üreticilerde diye tahmin ediliyor. Biz ‘süre bitince ne olacak’ dedik, bize verilen yanıt ‘uzatırız’ oldu. Sağlık Bakanlığı da ‘bunlar milli servet’ diyerek son kullanma tarihlerini 2020’ye kadar uzattı. Ama SGK, şimdi Sağlık Bakanlığı’nın bu uygulamasını da hiçe sayıyor. Şu anda sağlığın patronu kim belli değil. Kimin sözünü dinleyeceğimizi şaşırdık. Oysa makul bir geçiş süreciyle karekoda geçilebileceğini ifade etmiştik.”

Şikayetler Başbakanlık’a

“TABİ durumu hastalara anlatmak zor. O nedenle SGK’nın, ilaç paralarını ödemediğini anlatan bir bilgilendirme broşürü hazırladık. Şikayetlerini Başbakanlık Şikayet Hattı ALO 150’ye bildirmelerini istedik. Çünkü iki bakanlık birbiriyle çelişiyor. Sağlık Bakanlığı ürünler uygun satın diyor SGK ben ödemem vatandaş alacaksa cebinden alsın diyor. Akıl alır gibi değil. Başbakanlık konuya müdahil olmazsa arada vatandaş kalacak.”

TEİS: Reçetesiz ilaç reklamı halk sağlığı için ciddi tehdit

TÜM Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Nurten Saydan, ilaçların süslü reklamlarla tanıtılması ve her yaş grubundan vatandaşlar için özendirici hale getirilmesinin, halk sağlığı için ciddi tehdit olduğunu savundu.
Saydan, yaptığı yazılı açıklamada, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 11. Maddesi ile reçetesiz ilaçların radyo ve televizyonlarda tanıtımının serbest bırakıldığını anımsattı. İlaçta reklamın hep karşısında olduklarını, bu maddenin yasalaşmasının son derece vahim bir durum olduğunu kaydeden Saydan, “İster reçeteli, ister reçetesiz satılsın, adı üstünde ilaç, ‘ilaç’tır ve en basit ilaç bile yanlış yönlendirme ve kullanım ile zehre dönüşebilmektedir. İlaçların süslü reklamlarla tanıtılması ve her yaş grubundan vatandaşlarımız için özendirici hale getirilmesi, halk sağlığımız için ciddi bir tehdittir” görüşünü dile getirdi.

Bir türlü engellenemeyen internet yoluyla yapılan özendirici ilaç reklamları ve ilaç satışıyla bile birçok canın heba olduğunu belirten Saydan, bugün reklamı yapılacak kadar masum görünen bu ürünlerin, marketlerde satılmasının da gündeme gelmesiyle bilinçsiz ilaç tüketiminin hızla artacağını, gelecek nesillerin sağlığının tehlikeye atılacağını savundu.
 

Kaynak:

Yorumlar (0)

2011 İşyeri hekimliği asgari sözleşme ücretleri

2011 İşyeri hekimliği asgari sözleşme ücretleri

Posted on 10 Ocak 2011 by admin

Türk Tabipleri Birliği’nce hazırlanan “2011 Yılı İşyeri Hekimliği Asgari Sözleşme Ücretleri” açıklandı.

2011 YILI İŞYERİ HEKİMLİĞİ ASGARİ SÖZLEŞME ÜCRETLERİ

  KATSAYI:
           4,416
İşçi Sayısı Birim Ocak-Aralık 2011
50-74 350 1.545.60
75-99 400 1.766.40
100-124 450 1.987.20
125-149 500 2.208.00
150-174 550 2.428.80
175-199 600 2.649.60
200-224 650 2.870.40
225-249 700 3.091.20
250-274 750 3.312.00
275-299 800 3.532.80
300-324 850 3.753.60
325-349 900 3.974.40
350-374 950 4.195.20
375-399 1000 4.416.00
400-424 1050 4.636.80
425-449 1100 4.857.60
450-474 1150 5.078.40
475-499 1200 5.299.20
500-524 1250 5.520.00
525-549 1300 5.740.80
550-574 1350 5.961.60
575-599 1400 6.182.40
600-624 1450 6.403.20
625-649 1500 6.624.00
650-674 1550 6.844.80
675-699 1600 7.065.60
700-724 1650 7.286.40
725-749 1700 7.507.20
750-780 1750 7.728.00
  TAMGÜN   7.728.00
50′den az işçi çalıştıran işyerleri için: işçi başına birim 7′dir.
İşçi başına ücret:
Ocak 2011-Aralık 2011: 30.912

* Bu ücretler net’tir.

Yorumlar (0)

Türkiye Ortaçağ Ülkesi, Hekimler de Köle Değildir

Türkiye Ortaçağ Ülkesi, Hekimler de Köle Değildir

Posted on 10 Ocak 2011 by admin

Sağlık Bakanlığı, kamu veya özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin işlerinden ayrılmaları halinde nasıl bir uygulama yapılacağını 81 İl Valiliğine genel yazı ile duyurdu.

22 Aralık 2010 tarihinde Sağlık Bakanı adına Müsteşar Yardımcısı imzalı yazıda;

•23 Eylül 2010 tarihinde Özel Hastaneler Yönetmeliğinde yeni bir düzenleme yapıldığı*,
•Kamuda ya da özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin görevlerinden ayrılmadan en az 60 gün önce İl sağlık Müdürlüğüne bildirmeleri gerektiği,
•60 günlük süreden önce ancak İl Sağlık Müdürlüğü muvafakat verirse hekimlerin yeni işlerine başlayabilecekleri, kamu kuruluşlarında hizmette aksama olacaksa muvafakat verilmemesi gerektiği,
•Görevden ayrılmadan 60 gün önce ayrılacaklarını İl Sağlık Müdürlüğüne bildirmeyen hekimlerin, kamu ya da özel herhangi bir işe başlayışlarının yapılmayacağı önemle rica edilmiştir.
Sağlık Bakanlığı;

Ücretlerini alamadıkları için,

Baskı gördükleri için,

Hastanelerde şiddete uğrayıp korunmadıkları için,

Etik dışı çalışmaya zorlandıkları için,

Hekimlerin bunlara benzer pek çok haklı nedenle, iş akdini derhal sona erdirme hakları olduğunu, bunun 4857 Sayılı İş Kanununun 24. maddesinde bir hak olarak düzenlendiğini bilmiyor mu?

Yoksa biliyor da bile bile hak ve hukuk tanımam, çalışan insan, hakları çiğnense de işinden ayrılamaz, ayrılırsa da 60 gün çalışamaz, o bir köledir aç kalsın mı diyor?

Sağlık Bakanı, Devlet Memurları Kanunun 94 ve 95. maddelerinde devlet memuru bir hekimin istifası, kabul edilmese ya da yerine biri başlamasa da en fazla 30 gün sonra işinden ayrılabileceğini, derhal ayrılırsa en fazla 1 yıl süre ile devlet memurluğuna geri dönemeyeceğini, özel bir yerde çalışmasının ise sınırlanmadığını bilmiyor mu?

Sağlık Bakanlığı, çalışma hakkının, kamu hizmetlerine girme hakkının Anayasada hak olarak düzenlendiğini, temel hakların ancak kanunla sınırlanabileceğini; Yönetmelikle kanunda olmayan hak sınırlamalarının getirilemeyeceğini bilmiyor mu?

Bu yapılanın çalışma hakkını da özgürlüğünü de ihlal ettiğini, Türk Ceza Kanununda iş ve çalışma hürriyetinin ihlalinin suç olarak düzenlendiğini bilmiyor mu?

Yoksa bütün bunları biliyor da Yasaları da Anayasayı da tanımam, benim “buyruklarım” esastır, benim hukuksuzluklarıma dur diyebilecek hiçbir güç yok mu diyor?

Anayasa Mahkemesinin güvencesiz ücret olmaz kararının yok sayılmasına,

Ücretlerin gün geçtikte düşürülmesine,

Emekli maaşı ile mecbur edilen yoksulluğa,

İş güvencesinin, ücret güvencesinin ortadan kaldırılmasına,

Çalışma hakkının yok sayılmasına,

Hekimin, hekime, sağlık personelinin hekime, hastanın sağlık personeline, en nihayetinde bütün toplumun birbirine düşman edilmesine…

Yeter diyoruz.

Sağlık Bakanlığından bu genel yazısını derhal geri çekmesini ve bu doğrultuda uygulamalara son vermesini istiyoruz.

Bu genelge nedeniyle haksız bir biçimde işine başlayamayan, hak kaybına uğrayan bütün hekimlerin uğradıkları zararlardan bu uygulamayı yapan ve emri veren kişilerin sorumlu olacağını belirtiyoruz. Üyelerimizi, bu haksızlığa karşı dayanışmaya ve bilgilerini bizimle paylaşmaya çağırıyoruz.


*Türk Tabipleri Birliği, çalışma hakkını yok sayan 23 Eylül 2010 tarihinde Özel Hastaneler Yönetmeliğinin Ek 5. maddesine (j) bendi olarak eklenen düzenlemenin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açmıştır. Sağlık Bakanlığının Savunması istenmiş olup, yürütmeyi durdurma kararı savunma alındıktan sonra karar bağlanacaktır.

ttb.org.tr

Yorumlar (0)

2 Bin civarındaki spa ve masaj merkezi yenilenmezse kapanacak

2 Bin civarındaki spa ve masaj merkezi yenilenmezse kapanacak

Posted on 10 Ocak 2011 by admin

Türkiye Masaj Enstitüsü Başkanı Sertaç Ak, 7 ay içinde, 2 bin civarındaki SPA ve masaj merkezinin yeniden dizayn edilmesi gerektiğini, sektördeki yatırımların ”İş Yeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik” nedeniyle durduğunu, sorunlu maddelerin düzeltilmemesi halinde işletmelerin kapanacağını bildirdi.

Ak, yaptığı yazılı açıklamada, masaj, güzellik salonu ve SPA işletmelerine köklü değişiklik getiren yönetmelik için geri sayımın başladığını, personel eğitiminden, masaj uygulama odalarına kadar çok sayıda değişiklik getiren yönetmeliğin işletmeleri zora soktuğunu, şu anda yönetmeliğin istediği şartları yerine getirebilecek işletme sayısının yüzde 5 bile olmadığını ifade etti.

SPA işletmelerindeki her masaj odası için ayrı tuvalet ve banyo zorunluluğu getirildiğine işaret eden Ak, odaların her birine tuvalet getirilmesi zorunluluğunun, hem hijyen hem de altyapı anlamında neredeyse gerçekleşmesi imkansız bir talep olduğunu söyledi. Bu durumda, tedavi amaçlı masaj tekniklerinin uygulanamayacağını savunan Ak, şunları kaydetti:

”Masaj tekniklerini uygulayan personel ustalık belgesi veya MEB onaylı genel masaj eğitimi almış olacak. Kanıtlanmış etkileri dışında, etki vaat eden uygulamalar ve reklam yapılamayacak. Sadece üretim izini verilen ürünler kullanılabilecek. Çikolata masajı, şampanya bakımı gibi uygulamalar tarihe karışacak. Salonlarda, tıp fakültesi mezunu olan biri çalışsa bile tabip yetkisinde olan tıbbi işlemler yapılamayacak. Salonlarda deriye veya deri altına enjeksiyonla müdahalede bulunmak yasaklandı. Solaryum biriminde, bronzlaştırıcı solaryum uygulamaları dışındaki işlemler uygulanamayacak. Güzellik salonlarında, masaj uygulamaları yapılamayacak. Masaj salonlarında, 18 yaşının altındakiler çalıştırılamayacak ve bu yaşın altında bulunan kişilere hizmet verilemeyecek. Girişte, sekretaryada en az 15 metre karelik bir bekleme salonu ve ayrı personel odası bulunacak. Uygulama odaları asgari 6 metre kare olacak ve içerisinde devamlı akar sıcak su, duş kabini, tuvalet, saç kurutma makinesi olacak.
İstenen şartlar, otel mimarisini baştan dizayn etmek anlamına gelir. İstenen şartlar hem otel yönetimi hem de SPA işletmeleri bakımından yerine getirilmesi imkansız. Yönetmelikteki bu açık, sektörü kalitesizleştirir, hijyen bakımdan ise aksine kötü bir uygulama olur. Her odada tuvalet sağlıksız bir uygulama olur.”

-”DEVRİM GİBİ STANDARTLAR GETİRİLDİ”-

Sertaç Ak, yönetmeliğin, denetimsizlik ve yasal boşluklar nedeniyle olumsuz örneklere sahne olan SPA, masaj salonu ve güzellik merkezi gibi işletmeleri her yönüyle değiştirdiğini belirtti. Sektör temsilcilerinin, 25 Temmuz 2011′de uygulanmaya başlanacak yönetmeliğin, işletmeler için çok sayıda olumlu değişikliği getirdiğini, buna karşılık bazı maddelerde yer alan hükümlerin uygulanmasını imkansız olarak gördüğünü belirten Ak, bu yönetmelikle masajın ilk kez resmi olarak tanındığını ve SPA sektörünün öneminin farkına varıldığını vurguladı.

Yönetmelik ile sektördeki iyi ve kötü işletmeleri ayırma noktasında ”devrim gibi standartlar” getirildiğini ifade eden Ak, ”Fakat öyle maddeler var ki, düzeltilmezse sektörü kökten baltalar. 7 ay gibi kısa bir sürede 2 bin civarındaki SPA ve masaj merkezinin yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. Sektördeki yatırımlar, bu yönetmelik nedeniyle durmuş vaziyette. Sorunlu maddeler düzeltilmezse işletmeler tek tek kapanacak” dedi.

Sadece Akdeniz sahilinde 500′den fazla otelin SPA tesisi bulunduğunun altını çizen Ak, sektördeki işletmelerin taleplerini ilgili bakanlığa sunduklarını, buna göre değişikliklerin hemen yapılması durumunda, tüm işletmelerin söz konusu tarihe kadar hızlı bir şekilde uyum sağlayabileceğini belirtti.

Masajın destekleyici sağlık unsuru olarak kabul edilmesi konusunda çalışmalar yaptıklarının altını çizen Ak, ”Wellness, SPA, kaplıca, thalasso, hidroterapi, balneoloji gibi konular sağlık turizmi açısından çok önemli. Avrupa’da masaj bir sağlık konusu olarak görüyor. Örneğin, Almanya’da ağustos ayında alınan bir kararla, artık yurt dışında alınan masaj seansları kısmen de olsa ülkenin sağlık sigortaları tarafından karşılanacak. Bu, Türkiye için büyük bir fırsat. Ülkemizde de bu konuyla ilgili mevzuatların geliştirilmesi sayesinde dünya SPA sektöründe çok önemli bir yere sahip olabiliriz” değerlendirmesi yaptı.
 

Kaynak:

Yorumlar (0)

Ciddi hastalar için ‘öz acil servisler’ yolda

Ciddi hastalar için ‘öz acil servisler’ yolda

Posted on 10 Ocak 2011 by admin

Bir günde acile başvuruda bulunan hastaların sayısı 400 bini geçti. Devlet şimdi acil servisleri rahatlatmanın yollarını arıyor. Acil servislerin içine ‘öz acil servis’ kurulması gündemde.

Araştırmada, acil servise gelen hastaların büyük kısmının ‘durumunun acil’ olmadığı belirlendi. Acil müdahale bekeyen hastaların hayatına mal olan bu konu karşısında  SGK, Sağlık Bakanlığının üzerinde durduğu çözümler arasında aciller için yeni bir acil servis biriminin oluşturulması, katkı payının kaldırılması, acil servise gelenlerden de katkı payı alınması  var.

CEZA GELECEK  

SGK kaynakları, mevcut düzenlemelerde, durumu acil olan hastalardan para alınmayacağına ilişkin hüküm bulunduğunu hatırlatarak, “özel hastanelerin acil servise gelen hastalardan para aldıkları için ceza kesilmesi söz konusu olmuyor. Sadece sınırları aşan hastanelere ceza  gündemde” değerlendirmesinde bulundular.

HÜSEYİN ÖZAY
stargazete.com

Kaynak:

Yorumlar (0)

Hastane sırasına referandum ayarı

Hastane sırasına referandum ayarı

Posted on 03 Ocak 2011 by admin

Referandumla sağlanan iyileştirmeler hayata geçiriliyor. Dikkat çekici bir adım da sağlık alanında atıldı. Vatandaşlar, sıraya girmeden muayene olan bürokratları Meclis’e şikâyet edince bakanlık harekete geçti. Hâkim-savcılar ile sağlık personeli ‘öncelikli hasta’ listesinden çıkarıldı. Sadece, referandumda ‘pozitif ayrımcılık’ elde eden engelliler, yaşlılar, çocuklar ve hamile kadınlar sıra beklemeyecek.

Sağlık Bakanlığı, hastanelerde hakim, savcı ve sağlık personeline uygulanan ‘sıraya girmeme’ ayrıcalığına son verdi. Karar, hastaların Meclis Dilekçe Komisyonu’na yağdırdığı şikayetler üzerine alındı. Muayene sırası bekleyen vatandaşların dilekçelerini Sağlık Bakanlığı’na ileten komisyon, gereğinin yapılmasını istedi. Bunun üzerine Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, ‘Poliklinikte öncelik sırası’ konulu genelgesini değiştirdi. Referandumun sonuçlarını dikkate alan müdürlük, öncelik tanınan grupları gaziler, özürlüler, yaşlılar, çocuklar ve hamile kadınlar olarak sıraladı. Bu kesimlerin dışında herkesin muayene sırasına gireceği duyurulan genelgede şu ifadeler dikkat çekti: “Anayasa’mızın 10. maddesinde, ‘çocuklar, yaşlılar, özürlüler, şehitlerin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirlerin eşitliğe aykırı sayılmayacağı’ belirtilmiştir. Poliklinik muayenelerinde öncelik bu çerçevede belirlenmiştir.”

Yargıdaki işleyişi hızlandırmak için hakim ve savcılara birçok hak veren devlet, anayasanın ‘eşitlik’ ilkesine aykırı olduğu itirazları üzerine bu hakların bir kısmını geri almaya başladı. Yıllardır sağlık ocakları ve hastanelerde sıra beklemeden muayene olan yargı mensupları, hastaların tepkisini çekiyordu. Bu durum, şikayet konusu olarak TBMM gündemine de geldi. Meclis Dilekçe Komisyonu’na yapılan başvurularda, hakim ve savcıların muayene sırası bekleyen hastaların hakkını gasp ettiğine dikkat çekildi. Konuyu Sağlık Bakanlığı’na ileten komisyon, gerekli düzenlemenin yapılmasını istedi. Bakanlık da Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 2006/ 113 sayılı genelgesindeki 6. maddeyi yürürlükten kaldırdı. 20 Ekim 2010 tarihinde yayınlanan 2010/ 73 sayılı yeni genelgede hakim ve savcıların yanı sıra sağlık personeline de tanınan ‘sıra beklememe’ hakkı geri alındı.

Sağlık Bakanlığı ve TBMM Dilekçe Komisyonu’na gelen şikayetler dikkate alınarak sağlık hizmetlerinde öncelik tanınması gerekenlerin yeniden düzenlendiği belirtilen genelgede, poliklinik hizmetlerinde öncelik tanınacak gruplar şu şekilde sıralandı: Acil vakalar (kaza, yaralanma), özürlüler, hamileler, 65 üstü yaşlılar, 7 yaşından küçük çocuklar, şehit yakınları ve gaziler.

Eski genelgedeki yürürlükten kaldırılan 6. madde şöyleydi: “Sırası ile istiklal madalyası sahipleri, gazi ve şehit yakınları, özürlüler, 65 yaş üstü yaşlılar, hakimler ve savcılar, sağlık personeli ve il dışından sevkli gelen hastaların poliklinik muayenelerinde genel hizmetin aksamasına meydan vermeyecek şekilde öncelik tanınması.”
 

Kaynak:

Yorumlar (0)

Özel hastanede Bağ-Kur’lu doktor dönemi

Özel hastanede Bağ-Kur’lu doktor dönemi

Posted on 03 Ocak 2011 by admin

Sağlıktaki agresif rekabet özel hastaneleri yeni maliyet düşürücü tedbirler almaya itiyor. Son uygulama ise doktorları Bağ-Kur’lu yapmak.

Hastaneler çalıştırdıkları doktorlara “Bağ-Kur’lu ol, sigortanı ve vergini kendin öde” diyerek prim, kıdem ve ihbar tazminatı yükünden kurtuluyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) yetkilileri ise uygulamanın özel hastanelerde giderek yayıldığını belirterek, “Daha önce bu yola başvuran hastaneleri uyarıyorduk. Ancak düzenlemeyi değiştirdik. Artık Bağ-Kur’lu doktor çalıştırmanın önü açıldı” dediler.

Özel hastaneler SGK’lı olan doktora ödediği ücretin tamamını gider olarak gösteremiyor. Bu durum da ciddi bir personel maliyeti getiriyor. Bu maliyetten kurtulmak isteyen hastaneler, çalıştıkları doktorlarla Bağ-Kur’lu olmasını istiyor. Böylece hizmeti dışarıdan almış gibi gösteriyor. Bağ-Kur’lu olmayı kabul eden doktorların büyük bir bölümü evini işyeri olarak gösteriyor ve hastanedeki faaliyetlerini ‘hizmet satımı’ olarak belgeliyor.

HACER BOYACIOĞLU

Kaynak:

Yorumlar (0)