Arşiv | Genel

60.Büyük Kongre Çalışma Raporu

60.Büyük Kongre Çalışma Raporu

Posted on 27 Haziran 2011 by admin

TTB 60.Büyük Kongre’si (Seçimsiz) daha önce duyurulduğu gibi 1-2 Temmuz 2011 tarihlerinde yapılacaktır. Büyük Kongre delegelerimizin TTB Merkez Konseyi’nin 2010-2011 dönemi çalışmalarını incelemek ve değerlendirmek üzere hazırlanan çalışma raporu 22 Haziran 2011 tarihinde TTB Web sayfasında yayınlar başlığı altında http://www.ttb.org.tr/c_rapor/2010-2011/cp2010-2011w.pdf adresinde yer alacaktır. Delegelerimize tek tek duyurulması için gereken hassasiyetin gösterileceği düşüncesiyle, çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Saygılarımızla,

Prof. Dr. Feride Aksu Tanık

TTB Merkez Konseyi

Genel Sekreteri

Yorumlar (0)

BASINA VE KAMUOYUNA

BASINA VE KAMUOYUNA

Posted on 21 Haziran 2011 by admin

Sağlığın ticari algı üzerinden şekillendiği son 9 yıllık süreçte maalesef hem hastalar hem de sağlık emekçileri mağdur edildi ve mağdur edilmeye devam etmektedir. Ticari yaklaşım tarzı hastaları müşteri, çalışanları ise ticari bir işletmede emekleri pazarlanan birer emekçi konumuna getirmektedir.

Sermayenin etik ve onurlu bir mesleki duruşa sahip hekimlere ve sağlık emekçilerine karşı olan hürmetsizce tutumu tüm ülkede olduğu gibi bu defa da Özel Diyarbakır Alman Hastanesi’ nde kendini göstermiştir. Hekim emeğine yapılan bu saldırıların iktidarın uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yakından ilgili olduğunu biliyoruz. Çünkü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de iktidarın dört elle sarıldığı neoliberal politikalar sayesinde sağlık alanını yoksul halk kitleleri ve sağlık çalışanları lehine değil, sermayenin çıkarlarına göre düzenlemektedir. Bu çerçevede bizlerin emeğini ucuzlatmakta ve bize güvencesiz,  esnek bir çalışma biçimini dayatmaktadır.

Özel Diyarbakır Alman Hastanesi hiç hasta bakamaz durumdayken, günlük 1000’ in üzerindeki hasta potansiyelini, çalışanların maaş ödemeleri yapılamıyorken maaş ödemelerinin düzenli ödenir konumuna getirilmesini sağlayan ve özveri ile çalışan hekim arkadaşlarımızın emekleriyle yarattığı ve cazip hale getirdikleri hastanede, bir anda hedef haline getirilerek işlerine son verilmesi düşündürücüdür. Birkaç gün önce Diyarbakır Alman Hastanesinde, iyi hekimlik uygulamasını ellerinden geldiğince yaşama geçiren ve iyi hekimlik değerlerine yürekten bağlı olduğuna inandığımız, TTB içerisinde yer alan, meslek onurundan, iyi hekimlik ve nitelikli sağlık hizmetinden taviz vermeyen 10 hekim arkadaşın işine son verilmiş ve/veya ayrılmaya zorlanmışlardır. Bizler sağlık alanında örgütlü göçler olarak bu girişimi basit bir işten çıkarma işlemi olarak değerlendirmiyor; mesleki değerlerimize, emeğimize ve mesleki onurumuza sermaye tarafından yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdiğimizin bilinmesini istiyoruz.

Tüm Türkiye’ de TTB ve SES tarafından organize edilen 19-20 Nisan Sağlık Grevi’ nin yereldeki ispiyoncular tarafından,  hastane sermayedarlarına iletilmesi ve bu eylemin  illegal alanlara çekilerek arkadaşlarımız üzerinde baskı oluşturulması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu çerçevede diğer sağlık emekçileri üzerinde baskı oluşturulduğu ve işten çıkarılmaların olacağı spekülasyonları yapılmaktadır.

Bizler, Sağlık emekçilerinin örgütlü güçleri olarak sermayenin bu tahammülsüz ve saygısız tutumuna karşı her zaman olduğu gibi bugün de karşı durduğumuzu ve bu pervazsız yaklaşımı kınadığımızı siz değerli basın mensupları aracılığıyla kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.

Sermayenin sınır tanımayan pervazsızlığını bölgede kolayca sürdüremeyeceğini bilmesi gerekmektedir. Güvencesiz çalışmanın sonucu olarak itaat etme ve kölece hizmet alma istemi çerçevesinde, istediğim zaman çalışanların işine hiçbir gerekçe göstermeden son verebilirim keyfiliğiyle hekimlere ve sağlık çalışanlarına yaklaşılamayacağını defalarca dile getiren meslek örgütleri olarak, hastane patronlarını bir kez daha uyarıyoruz.

Bizler, bu olayın takipçisi olacağımızı, mağdur edilmiş hekim ve sağlık emekçilerinin yanlarında olduğumuzu belirtiyoruz. Kamu ve özel sektör ayırımı yapmadan iyi hekimlik uygulaması, nitelikli sağlık hizmeti, iş güvencesi ve insan onuruna yakışır bir çalışma ortamının sağlanmasını her zaman savunduk ve savunmaya da devam edeceğiz.

Bu esaslar çerçevesinde, telefonlarımıza dahi çıkmayarak, örgütlü gücümüzü hafife alan bu sermaye sahiplerini buradan siz değerli basın emekçileri vasıtasıyla uyarıyoruz. İşten çıkarılan hekim ve diğer sağlık emekçisi arkadaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesini talep ediyoruz.

Bunun dışında bazı basın yayın organlarında yayınlandığı haliyle hiçbir açıklamamız olmamıştır   20.06.2011

TTB Merkez Konseyi

Sağlık Meslek Örgütleri Platformu

Yorumlar (0)

BASINA VE KAMUOYUNA

BASINA VE KAMUOYUNA

Posted on 27 Mayıs 2011 by admin

Bir hekim, bilim insanı Prof. Dr. Onur HAMZAOĞLU soruşturuluyor, taciz ediliyor.

Ne yapmış bu “onur” lu insan. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi  Halk Sağlığı Anabilim Dalı başkanı hocamız 2005 yılında, mensubu olduğu üniversitenin araştırma destek fonunun katkılarıyla Halk Sağlığı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Tıbbi Genetik Anabilim Dallarından akademisyenlerinde dahil olduğu bir çalışma başlatmış. “Endüstri yoğun bölgelerde yaşayanlarda ölüm nedenleri: Dilovası örneği”, konulu çalışmasını tamamlayarak bu ay içerisinde sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. Söz konusu bölgede annelerin ilk sütü “ kolostrum” ile bebeklerin ilk kakaları mekanyumda kanserojen ağır metallere rastlandığını tespit ettiklerini duyurdu. Ne tesadüftür ki Dilovası yerleşkesi bölgeden zorunlu göçün mağduru Kürtler ile yoksul Türkiyeli emekçilerin yoğun yaşadığı bir yer.

Nükleer santrallerin yapımının getireceği riskleri evlerimizdeki tüp gazı ile karşılaştıran, Her akarsuyun, derenin üzerinde bir HES kurma hayali gören gözü ranttan başka bir şey görmeyen “ çevrecinin daniskası” başbakana bağlı sağlık bakanının istemi, emrindeki YÖK’ün talebi üzerine Kocaeli Üniversitesi izin verirse bu değerli hocamız bilimsel çalışması nedeniyle TCK’ nın 213. maddesi uyarınca 2 ila 4 yıl hapis istemiyle yargılanacak. Gerekçesi çok makûl (!) halk arasında panik yaratmak.

Sen bu cezayı hak ettin (!) Onur Hoca.

Ne gereği vardı Dilovasında yaşayan Kürtlerin , yoksulların yaşam haklarını savunmaya.

AKP li hükümet ve Belediye orada yatırım yapan sermaye ile ne güzel işi kotarmış, malı götürecekken yok kansermiş, yok erken ölümlermiş, yok doğumsal anomalilermiş…

Halkı panikletmeye ne gerek; Zaten başbakanımız bu yoksulların gelişmenin, büyümenin artıklarından ölmelerini düşünüp 3 çocuk yapın diye boşa söylemiyor ya.

Kocaeli Belediye Başkanı buyurmuş ki “ bu ne biçim bilim adamı”. Doğru, herkes siz ve çevreniz gibi becerikli-işbilir(!) değil. Onur(lu) Hoca Mesleki  bilgi ve becerilerini kullanıp yaşananları halka anlatmak, uyarılarda bulunmak yerine oradaki ekonomik döngüden pay alabildi.

Anladık sen diyorsun ki ben “ onurlu bir bilim insanıyım, halkımın yanındayım, bazıları gibi iktidarla kol kola girip rantı paylaşmam”. Peki tarihten de ders almıyorsun galiba. Dr. Salıkoff, Dr. Needleman, Dr. Nirayama, Dr. Santer, Dr. Chapela’ nın başına gelenleri de mi unuttun? Onlar da insanlık uğruna yönetenlerle ters düşünce linç edilmek istenmediler mi?

İnsanı, yaşamı, çevreyi ekonomik rantları için yok etmeye çalışanların yüzlerine ışık tuttun. Onların karanlık yüzlerini bize bir kere daha gösterdin. Onlar iyi bilmeliler ki hepimizin bir “Onur” u var. Bu yolda hiç yalnız olmayacaksın.

DİYARBAKIR TABİP ODASI                              27.05.2011

Yorumlar (0)

Basın Açıklaması

Basın Açıklaması

Posted on 26 Nisan 2011 by admin

BASINA VE KAMUOYUNA

Son yıllarda, Sağlıkta Dönüşüm Yasası ile hastaların müşteri, Sağlık Merkezlerinin ise ticari bir merkez algısına paralel olarak hem çalışanlar hem de hizmeti alanlar aleyhine bir süreç başlamış bulunmaktadır. Hekimlerin çok para aldığı, hekimlerin ellerini hastaların ceplerinden çekmesi gerektiği ve sağlıkta yaşanan sorunların sorumlusunun hekimler ve sağlık çalışanları olduğu algısının yaratıldığı bir dönemi yaşamaktayız. Buna paralel olarak son yıllarda daha fazla olmak üzere biz sağlık çalışanlarına yönelik polikliniklerde, acil servislerde, hastane koridorlarında veya sokakta hemen her gün şiddet uygulanmaktadır. Yönetenler tarafından şiddetin oluşmasını önleyici tedbirler alınması gerekirken ne yazık ki tam tersi hareket edilmekte, hatta bazı durumlarda yetkili ve sorumlu olanlar şiddeti doğuran, yaygınlaşmasını sağlayan yaklaşım ve söylemler ile şiddet daha da tırmandırılmaktadır. Kısacası sağlık hizmet alanları can güvenliği konusunda riskli konuma gelmiş bulunmaktadır.

Her gün ülkemizin dört bir yanındaki binlerce sağlık kurumunda; acillerde, polikliniklerde, laboratuarlarda, ameliyathanelerde çocuklar,  yaşlılar, düşkünler başta olmak üzere tüm  hastalarımızı sağlıklarına kavuşturmak için fedakârca çalışmaktayız. Bizlerin en büyük mutluluğu hayata döndürdüğümüz, acısını-ızdırabını dindirdiğimiz, sağlıklarına kavuşturduğumuz hastalarımızın  yüzündeki tebessümdür.

Çünkü bizler;

İnsan yaşamına başlangıcından itibaren saygı göstereceğimize…

Dil, din, ırk, cinsiyet, düşünce ve sosyal konuma bakmadan tüm insanlara eşit yaklaşacağımıza ve kendi yaşamımızı insanlığın hizmetine adayacağımıza yemin ettik.

Ne var ki;

Son yıllarda giderek artan bir şekilde şiddete maruz kalıyoruz. Her gün meslektaşlarımız ülkenin değişik yerlerinde darp ediliyor, yaralanıyor, sakat bırakılıyor, öldürülüyor.

Bir doktorun günde yüz, yüz yirmi hasta bakmasının, hastalara yeterli süre ayıramamanın, acil servislerdeki izdihamların sorumlusu bizler değiliz.

Sağlık kurumlarındaki düzensizliklerin, sağlıktaki kötü yönetimlerin sorumlusu bizler değiliz.

Hastalarımızın ödediği ‘’katılım payları’’nın ‘’ilave ücretlerin’’ sorumlusu bizler değiliz.

Sürekli değişen uygulamaların, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ödemediği ilaçların sorumlusu bizler değiliz.

Tam tersine, aynı sağlık politikaları, vatandaşları olduğu gibi bizleri de mağdur etmektedir.

Hastasının sağlığından başka bir kaygısı bulunmayan ve bu amaç için bütün olumsuz şartlara rağmen olağanüstü çaba gösteren sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalmadıkları gün neredeyse yoktur.

Sağlık çalışanlarına yönelik toplumumuzdaki yaygın şiddet ortamı endişe verecek boyutlara ulaşmıştır. Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil doktoru Dr Sevgi Turan, Ergani  Devlet Hastanesi’ nde Acil doktoru Dr. Volkan  ASLAN ve KBB  Uzmanı Op. Dr. Talip Murat ERİMAN hasta ve hasta yakınları tarafından darp edilmiştir. Hakkari Yüksekova’ da Dr İbrahim Aydın, normalde insanları koruma ve kollama görevi yapması gereken polisler tarafından sağlık merkezinin içine girilerek darp edilmiştir.

İdil’ de görev yapan Dr Mehmet Şirin NAS terlik ve pijamalı olduğu halde; “taş attığı ve terör örgütü propagandası yaptığı” iddiasıyla sokakta gözaltına alınmış ve takiben tutuklanmıştır. Doktor arkadaşımızın kendi ifadelerine göre akşam saatlerinde evine giderken sokakta güvenlik güçlerine taş atılmasını engellemek ve yaralı memura yardım etmek için olaya müdahil olmasının ardından, polis tutanaklarına dayanılarak gözaltına alınması ve ardından tutuklanması kaygı verici bir durumdur. İnsanları tedavi etmeyi amaçlayan bir doktorun kişilere taş attığı nerede görülmüştür. Gerçek olmayan tanık ve tutanaklarla bir doktorun tutuklanması kabul edilemez.

En son olarak 24.04.2011 tarihinde (Pazar günü) Diyarbakır Kocaköy ilçesinde Aile Hekimi olarak görev yapan Bahar TEKİN adlı doktor arkadaşımız sağlık ocağında acil nöbeti sırasında ilçe Kaymakamı direktifi ile yatalak bir hastaya evde bakılması istenmiş. Nöbetçi arkadaş acilde çalışan tek doktor olarak görev yapması dolayısıyla gitmesinin mümkün olmadığını bildirmiş. Daha sonra acil hastalar bitince hekim arkadaşımız hastaya bakmak için sağlık ocağından çıkarken Kaymakam Sayın Muhammet GÜRBÜZ ile karşılaşmış. Kaymakam, kendisine yönelik tehditler savurarak, “sen açığa alındın, sen bittin” diyerek tekme tokat arkadaşımıza saldırmaya başlamış. Bu sırada kurtulmak için odasına kaçtığını  ve 155 polis imdat’ı aradığını söyleyen arkadaşımız, polislerin yanında bile Kaymakamın üzerine yürüdüğünü ve tehdit ettiğini ifade diyor. Kaymakam Gürbüz’ ün, ‘’Üzerine yürüdüm düştü. Korumalarım bıraksa dövecektim’’ demesi oldukça düşündürücüdür.

Şiddet olaylarına bağlı olarak hekimler ve sağlık çalışanları hasta, hasta yakını ve yöneticiler tarafından sık sık şiddete uğrar hale gelmiş ve bu nedenle de mesleğinin gereğini yapamaz duruma getirmiştir. Bizler şiddetin toplumsal sorunlarda olduğu gibi sağlık sorunlarının çözümünde de yerinin olmadığını düşünüyor ve buna karşı çıkıyoruz. Bizler biliyoruz ki asıl sorumlu olanın bireysel davranışları sergileyenler değil buna göz yuman ve yanlı tavır sergileyen yönetenlerdir. Hafızalarımız yakın tarihimizde başta bölgemizde yaşanan birçok şiddet olayının üzerine gidilmediği, sorumlularının bulunup yargılanmadığı gerçeğiyle doludur. Şiddet uygulayanlar gerekli cezalara çarptırılmadıkça, yapılan suçun yanına kar kalacağı algısı güçlenerek bu tür olayların daha da artacağı kaygısını taşıyoruz.

Şiddete maruz kalan meslektaşlarımıza yapılan çirkin saldırıyı bir kez daha nefretle kınarken özel olarak hekimleri ve sağlık çalışanlarını doğrudan ya da dolaylı olarak hedef gösterenleri yaklaşımlarını insan onuru ve insan hakları temelli olarak bir kez daha gözden geçirmeye davet ediyoruz.

Şırnak’ ın İdil ilçesinde gerçek dışı beyanatlarla tutuklanan arkadaşımız Dr M Şirin NAS’ ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Sağlık çalışanlarının ve kamuoyunun vicdanının rahatlaması ve daha huzurlu bir ortamda görev yapabilmesi için Kocaköy Kaymakamının derhal görevden alınması ve gerekli yasal işlemlerin yapılmasını istiyoruz.

Ülkemizde çalışan tüm sağlık çalışanları ve halk olarak bu olayların takipçisi olacağımızı bildiriyoruz

BÖLGE TABİP ODALARI

DİYARBAKIR SES ŞUBESİ

SAĞLIK MESLEK ÖRGÜTLERİ.

Yorumlar (0)

BASINA VE KAMUOYUNA 19.04.2011

BASINA VE KAMUOYUNA 19.04.2011

Posted on 26 Nisan 2011 by admin

BASINA VE KAMUOYUNA

Yapılan çalışmalara göre ülkemizde ortalama yaşam süresi, bebek-çocuk, anne ölümleri, ölüm nedenlerinin hastalıklara göre dağlımı, hastalıklara göre yaşam yılı kayıpları gibi çok sayıda veri yönünden 87.sırada bulunmaktayız. Kişi başına düşen gelir, gelir ya da harcama dağılımında eşitsizlik, toplam sağlık harcamaları, kişi başına sağlık harcamaları, sosyal güvenlik harcamaları gibi verilerimiz kötü olmasına rağmen sorunların çözümüne yönelik adımlar atılmamaktadır.

Yaklaşık 8 yıldır uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı, hizmeti veren biz sağlık çalışanlarını ve hizmeti alan halkımızı mağdur etmeye devam etmektedir. Giderek kötüleşen çalışma koşulları, güvencesiz çalışma biçimlerine zorlama, yapılan yasa, yönetmelik vb. düzenlemelerle yaratılan belirsizlik ortamı, yönetenlerin çalışanlara karşı hürmetsiz tutumu ve halka hedef gösteren söylemleri, sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet, kapıda bekleyen ve durumu daha da kötüleştirecek yasa tasarıları bizleri haklarımızı aramaya zorlamaktadır Sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucu olarak, sağlık hizmetinde ciddi anlamda nitelik sorunu yaşanmaktadır. Hastanelerin ticarethane ve hastaların müşteri olarak algılandığı bir süreci yaşamaktayız. Performansa dayalı ücretlendirme ile çalışma ortamında hekim-hasta diyalogu bozulmuş, ekip çalışması ve sosyal dayanışma anlayışı zedelenmiş, anlamsız bir rekabete sürüklenen, etik olmayan uygulamaların yapılmasına sebep olan bir süreç başlamış bulunmaktadır.

.           Yıllardır karşı duruşlarımıza, 27 Şubattaki Bölge Mitingine, 25-30 bin sağlık çalışanının katıldığı 13 Marttaki Çok Ses Tek Yürek şiarlı büyük Ankara Mitingine rağmen sorunları görmemezlikten gelen ve mağduriyetleri daha da arttırmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ancak bu eylemlilikler bizlerin kendimize olan güvenimizi daha da arttırdı, duygu ve düşüncede ortaklaşmamızı sağladı.

Değişim ve dönüşümü sağlayabilmek için örgütlü davranmak ve kenetlenerek birlikte hareket etmek oldukça önemlidir. Bunun en iyi örneğini 9 Eylül Tıp Fakültesi’ ndeki Asistan arkadaşların eylemi göstermiştir.

Hala sağlıktaki düzenlemeler yapılırken meslek odalarının, sendikaların, sağlık çalışanlarının, diğer siyasi partilerin ve halkın görüş ve önerileri alınmadan dayatmacı anlayışla hareket edilmektedir. Artık sağlıktaki kötü gidişata dur demenin zamanı gelmiştir.

Bizler;

Tüm vatandaşlarımızın katkı, katılım payı ödemeden sağlık hakkından faydalanmasını istiyoruz.

Hasta hekim diyalogunda anlama, anlaşılma ve karşılıklı özgüvenin gereği olarak anadilde sağlık hizmeti alma hakkına sahip çıkmak, mesleğimiz ve evrensel değerlerin gereğidir. Hastalara yaklaşımda dil, din, inanç, cinsiyet ve ırk ayırımı gözetilmeksizin en iyi bir şekilde hizmet vermeyi prensip edinmek en temel görevlerimizden biri olmalıdır. Anadilde sağlık hizmeti vermek, sağlığa erişimi nitelikli hale getirecek ve verimi artıracaktır.

Genel Sağlık Sigortası uygulaması ile ödenecek prime göre sağlık hizmeti sunumu amaçlayan ve sağlığı ticarileştiren bir sağlık sistemi yerine bizlerin ısrarla savunduğu herkesin eşit, ulaşılabilir nitelikli, ücretsiz ve anadilde sağlık hizmeti sunulmasını istiyoruz.

Tüm insanlarımıza kendisine ve çocuklarına insanca yaşam koşulları sağlayacak güvenceli gelir, çalışanların ise emekli olduktan sonra kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecekleri ücret istiyoruz.

Sağlıklı yaşamanın ön şartı olan her kese güvenceli iş, güvenceli gelir ve sağlık hizmetine ulaşmanın önündeki bütün engellerin kaldırılmasını istiyoruz.

Üniversitelerdeki liyakat, hakkaniyet ve bilimsellik yerine, tek anlayışın hakim kılınmaya çalışıldığı bir süreç, biz çalışanları ve halkı mağdur edeceği gibi ülkemizin de dünyada hak ettiği konumu yakalayamamasına yol açacaktır. Üniversitelerin özerk, özgür, demokratik ve bilimselliği temel alan bir anlayışla yönetilmesini istiyoruz.

Sağlık hizmetini üreten biz sağlık çalışanları, Sağlıkta Dönüşüm Programının mağdurları olmak istemiyoruz. 4/b, 4/c, sözleşmeli, taşeron vb. statülerde adaletsiz ve güvencesiz işte çalışmak istemiyoruz. Emekliliğe dahi yansımayan, iş barışımızı tehdit eden performans uygulamasına mahkum olmak istemiyoruz.

Asistan arkadaşlarımızın yaşadığı mağduriyetlerin bir an önce düzeltilmesini

Hastalarımıza nitelikli sağlık hizmeti sunabilmek için bilgilerimizi güncelleme olanağı

Şiddete uğramadan, birlikte hizmet ürettiğimiz ekip arkadaşlarımızla barış içinde çalışmak

Geçim sıkıntısı çekmeyeceğimiz, insanca yaşayabileceğimiz ve emekliliğimize yansıyan bir ücret

Kendimize ve ailemize zaman ayırabileceğimiz bir çalışma düzeni

Beden ve ruh sağlığımızı korumak

İşten atılma kaygısı duymadan tam günlü çalışma düzeni istiyoruz.

.

SAĞLIK MESLEK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU     19.04.2011

Yorumlar (0)

BASINA VE KAMUOYUNA 16.04.2011

BASINA VE KAMUOYUNA 16.04.2011

Posted on 26 Nisan 2011 by admin

BASINA VE KAMUOYUNA

Sağlıkta yaşanan sorunların ve aksaklıkların sorumlusunun hekimler ve sağlık çalışanlarının olduğu algısı biz sağlık çalışanlarına hemen her gün polikliniklerde, acil servislerde, hastane koridorlarında şiddet olarak geri dönmektedir. Şiddet ülkemizin içinde bulunduğu toplumsal süreçte her alanda hızla artmaktadır. Şiddetin oluşmasını önleyici toplumsal tedbirler ise ne yazık ki alınmamakta, hatta bazı durumlarda yetkili ve sorumlu olanlar, şiddeti doğuran, yaygınlaşmasını sağlayan davranış ve söylemler ile şiddeti tetiklemektedirler.

Hastasının sağlığından başka bir kaygısı bulunmayan ve bu amaç için bütün olumsuz şartlara rağmen olağanüstü çaba gösteren sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalmadıkları gün neredeyse yoktur.

Sağlık çalışanlarına yönelik toplumumuzdaki yaygın şiddet ortamı endişe verecek boyutlara ulaşmıştır.Bir hafta önce Acil doktorumuz Dr.Volkan  ASLAN’ a yönelik  hasta  ve hasta yakınları tarafından fiziki şiddet uygulanmıştır. Bunun en son örneği de dün KBB polikliniğinde yaşanmıştır. Poliklinikte görev yapmakta olan Op. Dr. Talip Murat ERİMAN bir hastayı muayene ederken, başka bir hastanın evrak üzerinde yanlış cinsiyet tanımlanması gerekçe gösterilerek darp edilmiştir.Bu kadar basit bir gerekçeyle bir hekimin darp edilmesi sağlıkta gelinen boyutun ne kadar vahim olduğunun göstergesidir.

Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucu hekim emeğinin değersizleştirilmesi, siyasi iktidarın popülist yaklaşımlarla hekimleri ve sağlık çalışanlarını sağlıkta yaşananların sorumlusu olarak göstermesi, toplumumuzda şiddete maruz kalma ve şiddeti çözüm olarak görme oranının giderek artması, sağlık kuruluşlarında yeterli güvenlik tedbirlerinin olmaması, medyanın sağlık haberleri ile ilgili tutumu hekimlere ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin oluşmasına önemli bir ivme kazandırmıştır. Ve sonuçta sağlık meslek alanı, can güvenliği konusunda riskli bir çalışma alanı haline getirilmiştir.

Şiddet olaylarına bağlı olarak hekimler ve sağlık çalışanları hasta ya da hasta yakını tarafından şiddete uğrayacağı algısını taşır hale gelmiş ve bu nedenlede mesleğini gereği gibi yerine getiremez duruma gelmişlerdir. Bizler şiddetin toplumsal sorunlarda olduğu gibi sağlık sorunlarının çözümünde de yerinin olmadığını düşünüyor ve şiddete karşı çıkıyoruz.

Sağlık çalışanları ve hekimler olarak her zaman toplum sağlığını kendi önceliklerimizden önde tuttuk ve her zaman halkın sağlığının yanında yer aldık ve almaya da devam edeceğiz.

Çalışma ortamında şiddetin önemli bir risk faktörü haline gelmesinden dolayı buna karşı acilen yasal mevzuatın oluşturulmasını ve önleyici tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.

Ağır, yorucu ve onca olumsuz çalışma koşullarına rağmen, yanlış sağlık politikaları nedeniyle, sağlık sistemindeki bütün aksaklıkların sorumlusu olarak sağlık çalışanlarının   gösterilmesi ve hedef haline getirilmesinin bu şiddeti doğurduğuna inanıyor ve buna karşı halkımızı da duyarlı olmaya çağırıyoruz. Şiddete maruz kalan meslektaşlarımıza yapılan çirkin saldırıyı bir kez daha nefretle kınarken özel olarak hekimleri ve sağlık çalışanlarının doğrudan ya da dolaylı olarak hedef gösterenleri söz ve eylemlerini bir kez daha gözden geçirmeye davet ediyoruz.

DİYARBAKIR TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

Yorumlar (0)

BASINA VE KAMUOYUNA

BASINA VE KAMUOYUNA

Posted on 19 Nisan 2011 by admin

          Ülkemizde İMF ve Dünya Bankasının istemleri doğrultusunda hükümetçe yaklaşık 8 yıldır uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı, hizmeti veren biz sağlık çalışanlarını ve hizmeti alan halkımızı mağdur etmeye devam ediyor. Giderek kötüleşen çalışma koşulları, güvencesiz çalışma biçimlerine zorlama, yapılan yasa, yönetmelik vb. düzenlemelerle yaratılan belirsizlik ortamı, yönetenlerin çalışanlara karşı hürmetsiz tutumu ve halka hedef gösteren söylemleri, kapıda bekleyen ve durumu daha da kötüleştirecek yasa tasarıları bizleri haklarımızı aramaya zorlamaktadır. Yıllardır karşı duruşlarımıza, 27 Şubattaki Bölge Mitingine, 13 Marttaki Ankara Mitingine ve görüşme taleplerimize rağmen sorunları görmemezlikten gelen ve mağduriyetleri daha da arttırmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız.

          En iyi yönetim şeklinin her kesimi kapsayan, sürece katan ve aidiyet duyusu yaratan bir sistemle mümkün olabileceğini ısrarla vurgulamamıza rağmen emrivaki hareket eden ve dayatmacı yaklaşım sergileyen bir iktidar ile karşı karşıyayız. 

Tüm vatandaşlarımızın katkı, katılım payı ödemeden sağlık hakkından faydalanmasını talep ediyoruz. Bizlerin ısrarla savunduğu herkesin eşit, ulaşılabilir nitelikli, ücretsiz ve anadilde sağlık hizmeti alma anlayışı yerine sağlık merkezlerini sınıflara ayıran, Genel Sağlık Sigortası uygulaması ile ödenecek prime göre sağlık hizmeti sunumu amaçlayan ve sağlığı ticarileştiren bir sağlık sistemi ile karşı karşıyayız.

Güvencesiz bir alan olan Aile Hekimliği uygulaması ile koruyucu sağlık hizmeti yerine, daha masraflı olan tedavi edici sağlık hizmetini ön plana çıkaran, çalışanları mesleklerini icra etmek yerine, mesleği dışındaki işlerle uğraşmaya zorlayan ve ceza puanı tehdidi ile hekimleri ve çalışanları köleleştirmeye çalışan bir anlayış ile karşı karşıyayız.

Hasta hekim diyalogunda anlama, anlaşılma ve karşılıklı özgüvenin gereği olarak anadilde sağlık hizmeti alma hakkına sahip çıkmak, mesleğimiz ve evrensel değerlerin gereğidir. Hastalara yaklaşımda dil, din, inanç, cinsiyet ve ırk ayırımı gözetilmeksizin en iyi bir şekilde hizmet vermeyi prensip edinmek en temel görevlerimizden birisidir. Anadilde sağlık hizmeti vermenin, sağlığa erişimi nitelikli hale getireceği ve verimi artıracağı bir gerçekliktir.

Sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucu olarak, sağlık hizmetinde ciddi anlamda nitelik sorunu yaşanmaktadır. Performansa dayalı ücretlendirme ile çalışma ortamında hekim-hasta diyalogu bozulmuş, ekip çalışması ve sosyal dayanışma ruhu zedelenmiş, anlamsız bir rekabete sürüklenen, etik olmayan uygulamaların yapılmasına sebep olan bir süreç başlamış bulunmaktadır. Özellikle egemenler tarafından sağlıkta kötü gidişin sorumlusu olarak sağlık çalışanları gösterilirken sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına her gün bir yenisi eklenmektedir.

            Üniversiteler tamamen dar cemaatçi anlayış ile yönetilmeye çalışılmaktadır. Liyakat, hakkaniyet ve bilimsellik yerine, tek anlayışın hakim kılınmaya çalışıldığı bir süreç biz çalışanları ve halkı mağdur edeceği gibi ülkemizin de hak ettiği konumu yakalayamamasına yol açacaktır. Üniversitelerin özerk, özgür, demokratik ve bilimselliği temel alan bir anlayışla yönetilmesini talep ediyoruz.

            Biz sağlık çalışanları olarak piyasalaşan bir sağlık sisteminin oyuncusu olmak istemiyoruz. Bizler insani değerleri ön plana alan onurlu sağlık çalışanları olarak, görevimizi gelecek kaygısı duymadan, insanca yaşam sürdürebilecek bir ücret, adil bir çalışma düzeni ve saati talep ediyoruz. Hastalarımıza nitelikli sağlık hizmeti sunabilmek için bilgilerimizi güncelleme olanağı, şiddete uğramadan, birlikte hizmet ürettiğimiz ekip arkadaşlarımızla barış içinde çalışmak ve işten atılma kaygısı duymadan tam günlü çalışma düzeni istiyoruz.

  .         Torba Yasa ile sözleşmeli ve ücretli çalıştırma gibi esnek ve güvencesiz istihdam tüm kamu alanında yaygınlaşacaktır..

Bölgemiz ekonomik düzey, eğitim kalitesi ve eğitim merkezlerinin yetersizliğinin yanı sıra sağlığa erişim, sağlıklı hizmet alma, kişi başına düşen sağlık çalışanı ve yatak sayısı açısından Türkiye’ de oldukça geri durumdadır. Bölgeye her açıdan üvey evlat muamelesi yapılmaktadır. İktidarı bölgeler arası eşitsizliğin giderilmesi için acil önlem almaya davet ediyoruz.

Görmeyen gözlere, duymayan kulaklara, anlamak istemeyen vicdanlara bir kez daha seslenmek istiyoruz. Duyurabilmek için her yolu denedik.

ARTIK SABRIMIZ KALMADI!

ARTIK ZAMANIMIZ KALMADI!

            Özel ve kamuda çalışan tüm sağlık emekçilerini üretimden gelen gücünü kullanarak 19-20.04.2011 tarihinde yapılacak olan G(Ö)REVE DAVET EDİYORUZ.

Sivil Toplum Örgütleri, yerel yönetimler, siyasi partiler, sendikalar, emek örgütleri ve derneklerimizi eylemimizin daha da güçlü ve başarılı olabilmesi için desteğe DAVET EDİYORUZ

Halkımızı kendi haklarını savunmak, anadilde sağlık hizmetindeki mağduriyeti gündemleştirmek için hastanelere gelmeyerek destek vermeye DAVET EDİYORUZ.

SAĞLIK MESLEK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU

Yorumlar (0)

KAGİDEM PROJESİ

KAGİDEM PROJESİ

Posted on 08 Nisan 2011 by admin

” KAGİDEM PROJESİ”

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından desteklenen Kadın Güçlendirme ve İstihdam Destek Merkezi ( KAGİDEM) çalışmalarına başladı.
Sosyal ve teknik eğitimlerle güçlendirilen kadınlarımız iş hayatında yerini almaya başlıyor. Kadın personel istihdamı talepleriniz için KAGİDEM
ile iletişim kurabilirsiniz.

İletişim:
KAGİDEM Sümerpark İstasyon Cad. Yenişehir/DİYARBAKIR
0412 226 22 98/155
www.kagidem.org

Yorumlar (0)

Diyarbakır da Bölge Sağlık Mitingi yapıldı

Diyarbakır da Bölge Sağlık Mitingi yapıldı

Posted on 01 Mart 2011 by admin

Yorumlar (0)

BASINA VE KAMUOYUNA

BASINA VE KAMUOYUNA

Posted on 27 Ocak 2011 by admin

Yeryüzünün en değerli varlığı olan insan yaşatılarak, demokratik ve özgür bir ortam yaratılarak, bu dünyanın değişimi ve dönüşümüne katkı sağlanabilecekken değişik nedenlerden dolayı insanların katledilmesi hala devam etmektedir. Dünyanın değişik ülkelerinde insanlık dışı uygulamalar evrensel hukuk kuralları çiğnenerek sürdürülmektedir.

10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 3.Maddesinde “Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.” denilmektedir. Yine aynı sözleşmenin 5. Ve 6. Maddelerinde; ”Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.” Ayrıca “Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.” denilmektedir. Tüm bunlara rağmen kişilere insanlık dışı cezalar verilerek terbiye etme anlayışı sergilenmek isteniyor.

İdam cezaları suçluları suç işlemekten caydırmıyor. Örneğin, idam cezasını uygulayan ABD’ de, idam cezasına karşıt Avrupa Ülkelerine göre suç oranı oldukça yüksek seyretmektedir. Ölüm cezasının benzersiz bir caydırıcı gücü olduğuna inandıkları için hala ölüm cezası uygulayan ülkeler, bu cezanın böyle bir etkisi olmadığını gösteren bilimsel çalışmaları hiçe saymaktadırlar. İdam cezalarının hiç bir caydırıcı gücü olmadığından başka, sadece öfkeyi dindirmekten ve intikam alma duyusunu tatmin etmekten başka bir işe yaramadığı, aynı zamanda cinayet suçunun kendisi gibi en ağır zalimane, insanlık dışı, onur kırıcı bir ceza ve yaşam hakkının ihlali olduğu açıktır.

21. Yüzyıl dünyasında yaşama hakkının neredeyse tüm dünyaca kabul edilmesine rağmen, kendisini çağdaş olarak tanımlayan bazı ülkelerde, insanlık dışı uygulamalar hala devam etmektedir. İran’ da, siyasi tutuklu Kürt genci Hüseyin Xizri hukuk kuralları çerçevesinde yargılanmadan 10 dakikalık duruşma sonrası idam cezasına çarptırılmış ve 15 Ocak günü ailesine ve avukatlarına bile haber verilmeden gizlice katledilmiştir. Kürtlere yönelik bu uygulama daha önce de bir çok kez tekrarlamıştır. Son 20 gün içinde İran Devleti tarafından 60’ a yakın kişi idam edilmiştir. En son uyuşturuculuk suçlaması ile bir günde 10 kişi idam edilmiştir.

Tüm insanlığın lanetlemesi gereken idam cezalarını dünya kamuoyu önünde açıkça uygulamaktan kaçınmayan İran Devleti sanki tüm dünyaya meydan okur tarzda hareket etmektedir. Kuran’ da; ”Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı Cehennem’dir. Allah ona gazap etmiş, lânetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır ” (en-Nisâ, 4/93)” denilmektedir. Kendisini İslam Ülkesi olarak tanımlayan ülkelerin idam uygulamaları bu anlayışın tamamen tersi hareket edildiğinin bir göstergesidir. İran İslam Devletinin yaptığı bu insanlık dışı vahşeti kınıyor, bu uygulamalarından bir an önce vazgeçmeye davet ediyoruz.

Ülkemizde ve en çok ta bölgemizde faili meçhullerin yoğun yaşandığı 90’ lı yıllarda öldürülen insanların kemikleri birer birer ortaya çıkıyor. Bitlisin Mutki ilçesinde, en son da Dersim’in Çemişgezek ilçesinde onlarca vatandaşın kemiklerinin yer aldığı toplu mezarlar bulunmuştur.

Bizler insanı temel alan ve insan yaşamının kutsal olduğuna inanıp, ömür boyu bu uğurda çalışan sağlık çalışanları ve duyarlı  Sivil Toplum Örgütleri olarak insanların yargılanmadan infaz edilmesini, cesetlerinin ailelerine değil de çeşitli yerlerde toplu halde gömülmesini insanlık dışı buluyor ve kınıyoruz. Tüm Milletvekillerini, aydın, yazar, demokrat, insan hakları savunucularını, Sivil  Toplum Örgütlerini, kısacası insanım diyen tüm kesimleri duyarlı olmaya ve faillerin bulunması için çaba harcamaya davet ediyoruz. Tüm toplumun ortak istemi olan Hakikatleri Araştırma Komisyonunun bir an önce kurulmasını, yargısız infazlar ve faili meçhul cinayetler ile karanlıkta kalan tüm olayların aydınlatılmasını talep ediyoruz.

Yorumlar (0)